Misir'da Sosyal Yasam(lar) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Misir'da Sosyal Yasam(lar) etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Şubat 18, 2009

EGZAHANALAR GREVDE

Iki gundur egzahanalar (eczaneler) grevde burada. Hukumetle aralarindaki anlasmazlik bitene kadar da devam edecek. Duyumlarima gore anlasmazligin sebebi su; Misir'da hukumet ilac fiyatlarini ucuz tutmak icin destekleme veriyor. Dolayisi ile ilaclar hakikaten ucuz. Bu da eczacilara cok para birakmadigindan pek cogu bizim de yabancisi olmadigimiz gibi kozmetikten, sakiza kadar her turlu seyi satiyorlar. Tabii kayit disi olarak yurt disindan getirilen ilaclar ve bilumum seyler de satilmakta. Iste bu kayit disi olayi hukumeti harekete gecirmis ve onlem almaya itmis. Onlem olarak da ister satsin ister satmasin vergiyi "pesin almak" diye belirlemis. Iste kiyamet burada kopmus. Cunki eczacilarin hepsi ayni sekilde para kazanmiyor yani hepsinin yurt disindan oteberi getirme durumu yok. Eczacilar sendikasi her bolgede sadece bir eczanenin acik olmasini ve ilactan baska bir sey satmamasini karara baglayarak grev karari almis. Dun gazeteden tercume etti esim gulerek; bazi eczacilar dukkanlarinin onune hiyar koyup satmaya baslamislar, "bundan boyle bunu satacagiz cunki hukumetin bize karsi tutumu da bu" gibilerden. Henuz yazar kasa kullanma yayginligi olmadigindan boyle bir zorluk yasaniyor. Hukumetin tesbiti dogru ama tedbiri yanlis oldu galiba. Umarim en kisa zamanda herkes icin dogru bir cozum yolu bulunur.

Çarşamba, Şubat 11, 2009

SUBAT TOPLANTIMIZ


Bu ay Turkce Konusan Hanimlar Grubu toplantimizi Zamalek'teki Marriot Hotel'in bahcesinde yaptik. Bu otelin hepimizi ceken hos bir havasi var. Her seyden once tarihi bir yer. 1869 yilinda Hidiv Ismail tarafindan Suveys Kanali'nin acilis torenlerine katilacak olan konuklar icin yaptirilmis bir saray. Ismi de orjinal olarak "Al Gezira Sarayi" imis. Avrupa'li bir cok kraliyet uyesi burada kalmis, Verdi'nin Aida Operasi da ilk defa burada sahneye konmus. Daha sonra orjinal sarayin iki tarafina yapilan unitelerle bir otele donusmus. Icinde kucuk bir muzesi de var. Ama ne yazik ki ben arkadaslari uzun bir aradan sonra ilk defa gorunce resim cekmeyi falan unuttum! Cektigim resimler de bir cogu gittikten sonra oldu.:)) Ustteki kucuk resmi internetten kopyaladim, onun icin kucuk oldu...






Cumartesi, Ekim 04, 2008

SURPRIZ KONSER

Dun aksam kizimla birlikte evin yakinindaki bir alisveris merkezine gittik. Butun gun evde oturmaktan bunalmis olan kizim beni zorla disari cekti diyebilirim. Iyi ki de cekmis. Dolasirken bir muzik sesi duyduk ve o yone dogru gittik. Bir piyano saticisi piyanolarini sergiliyordu ve dikkati cekmek icin de bir piyanist ile bir kemanist getirmisti. Piyanoyu calan bey tecrubeliydi herhalde boyle konserler vermeye ama sanirim kemani calan kiz acemiydi bu konuda. Once utangac mahcup cikan kemanin sesi dinleyici toplulugunun artmasi ve alkislar sonucu keman calan genc kizin yuzunde tebessumlerle birlikte artti, cogaldi, costu. Bir guzel muzik ziyafeti cektiler bize bati muziginden ve Misir muziginden orneklerle ki sormayin. Bayagi keyiflendim dogrusu.


Salı, Eylül 23, 2008

RAMAZANDA BIZIM KIZLAR


Dun kizim okul arkadaslarini iftara davet etti. Hepsi de oruclu. Ben de tabii sabahtan mutfaga girip onlar icin seveceklerini dusundugum seyler hazirladim. Okul cikisi hepsi geldiler. Once oyun oynamaya daldilar, sonra yavas yavas gelip, "teyze, saat kac" diye sormaya basladilar:)) Hepsi daha on yasinda ve isteyerek oruc tutuyorlar. Bazilari devamli, bazilari arada bir, bazilari yarim gun! Bir ara baktim hepsi siraya girmis abdest almak icin. Namazlarini da kildilar bir arada:)) Sonra gene oyun, bagisir cigiris. Kosmacalar, kahkahalar. Ev senlendi dogrusu. Neyse iftar vakti yaklasti ben de sofrayi kurdum. Ellerini yikayip sofraya otursunlar diye cagirdim. Birkac dakika vardi iftar vaktine ve kucuk afacanlar fena acikmis ve de susamislardi. Ben bardaklarina suyu doldurdum, corba servisini yapmaya basladim. Eller bardaklara uzandi. Ben "aman ha son anda bozmayin orucunuzu" diye uyarirken ezan sesinin duyulmasi ile bizimkilerin su bardaklarini kafalarina dikmeleri bir oldu. O kadar komikti ki anlatamam. Ben bir elimde kepce bir elimde corba kasesi gulmekten yikildim hallerine. Neyse yemeklerini yiyip karinlari doyurdular da rahatladilar. Bu arada sofra adaplarina da on uzerinden on verdim o yas grubu icin diyebilirim. Catali bicagi dogru kullanma, agizi kapali tutup sapirdatmama gibi seylere de dikkat ettiler dogrusu. Aman bir de muhabbete basladilar, sanki hepsi yetiskin birer genc kiz. Tabii ogrenci olunca konusulan konu da gicik olduklari ogretmenler oluyor. Taklitler girla gitti. Beni cok guldurduler. Allah da onlari guldursun:))


Cumartesi, Eylül 20, 2008

RAMAZAN'DA KOPTLAR


Ramazan geldi gelecek derken, gitti gidiyor. Iftardi, sahurdu, ibadetti derken bir ramazani daha yakinda bitirecegiz. Yenilerine erismek dilegiyle.

Bizim ulkemizin nufusunun yuzde 99 unun musluman oldugunu soyleriz, yani diger dinlere mensup kisiler yuzde birlik bir oranda. Misirda ise bu sayi yuzde 10-15 civarinda. Dolayisi ile her yerde bir hristiyanla karsilasmaniz, kiliselerini gormeniz, hatta arkadas olma olasiliginiz oldukca yuksek Turkiye'ye gore. Burada Hristiyanlara Mesihi diyorlar. Bazan kollarinda ya da bileklerinde bir hac dovmesi gorebilirsiniz. Basi turbanli hristiyanlari da gorebilirsiniz. Ramazanda musluman komsulari ile birlikte oruc tutan hristiyanlari da, musluman arkadaslarina iftar yemegi veren hristiyanlari da gorebilirsiniz. Tabii ayni sekilde muslumanlarin iftar sofralarina davet edilen hristiyanlari da gorebilirsiniz. Boyle hosgoru ile birbirini kabul eden insanlar gorebildiginiz gibi burada tam ziddi bir sekilde, cocuklarin bulundugu bir dogumgunu ortaminda dis gorunusune bakinca musluman diye tanimladiginiz bir kisinin masadaki herkese elini uzatip merhaba dedigini ama cocugu ile ayni sinifta olan bir hristiyan cocugun annesinin elini havada birakarak es gectigini de gorebilirsiniz. Ve ayni ortamda bulunmaktan dolayi utanc duyabilirsiniz. Kucuk cocuklarin cok iyi arkadas olduklarini gorebilirsiniz, ama "sen hristiyansin, cehennemde yanacaksin" diyen cocuklarin varligini da gorebilirsiniz.

Buradaki hristiyanlar daha onceki bir yazimda da bahsettigim gibi Kopt olarak adlandiriliyorlar, ilave olarak sunu soyleyebilirim. Televizyonda Ilber Ortayli'nin bir programinda duymustum yanilmiyorsam; Koptlar diger hristiyanlardan farkli olarak Hz, Isa'yi ilahlastirmiyorlarmis. Muslumanlar gibi onu bir insan olarak goruyorlarmis tanri olarak degil. Onlar da oruc tutuyorlar hem de senede 3-4 kez. Ama oruclari bizimkinden farkli. Gun icinde yemek icmek serbest sadece hicbir hayvansal gida almiyorlar. Ne tereyag, ne yumurta, ne sut ve urunleri hicbir sey. Sadece sebze ve meyve yiyorlar. Tam bir vejeteryen diyet yapiyorlar.

Cuma, Mayıs 16, 2008

KORBA FESTIVALI


Korba, Kahire'nin Heliopolis ilcesindeki bir semtin adi. Ana caddesinin adi Bagdat caddesi. Bu caddenin iki yani arap mimarisini yansitan bir cok guzel yapi ile, dukkanlar ve cafelerle kapli. Heliopolis bundan 101 yil once Belcika'li bir Baron tarafindan kurulmus - O zamanlar Heliopolis colmus, simdi ise Kahire'nin en kalabalik ve elit ilcelerinden biri. Husnu Mubarek'in yasadigi ev ve Devleti idare ettigi ofisi de burada. Ankara'nin Cankaya'si yani - Baron'un kendi icin yaptirdigi cok da guzel bir malikhane var burada, onun ayrintili bilgilerini daha sonra verecegim. Gecen sene Heliopolisin kurulusunun 100. yilini kutlamak icin bir festival duzenlenmisti Korba'da ilk kez. Butun binalar temizlenip boyanmis ve cok guzel oldugu soylenen bir festival duzenlenmisti. O zaman gidememistim ama bu sene gitmeye karar verdim ve kizimla birlikte gittim.

Sabah saat onbir sularinda trafige kapali olan yola iki tane siyah araba girdigini gorunce kendi kendime soylendim, "ne isi var bu arabalarin burada" diye. Neyse arabalar sokagin hemen basinda durdular ve icinden Cumhurbaskani'nin esi Sayin Suzan Mubarek cikti. Cok zarif bir sekilde herkesi selamlayarak, toka ederek, konusarak caddeyi bir bastan bir basa yurudu ve donuste de bizim cocuklarin boya yaptigi yere geldi. Ben de firsattan istifade hemen resimlerini cekiverdim tabii ki:). Sonra gene arabasina bindi ve gitti.




Gercekten her sey cok guzel planlanmisti. Bagdat caddesi trafige kapatilmis ve cadde uzerinde cesitli dillerden BARIS yazilari olan taklarla, bayraklarla, fenerlerle ve ciceklerle suslenmisti. Butun café ve restoranlar masa ve sandalyelerini sokaklara tasimislar. Her yer tertemiz. Sabah saatlerindeki sakinlik saatler ilerledikce yerini kalabaliklara birakti.







Bir de cesitli ulkelerin standlari vardi. Asya, Afrika ve Avrupa'dan. Ulkelerini tanitici brosurler dagitiyorlar, yemeklerini tattiriyorlardi. Gozlerim Turk standini aradi ama yok tabii ki... Yunanistan, Bulgaristan, Ermenistan, Sri Lanka, Myanmar, Banglades oradaydilar…

Neyse ki bizim de bayragimiz vardi en azindan!




Caddenin ortasina denk gelen yere de buyuk bir ekran koyulmus, once cocuklar icin cizgi filmler oynatildi ardindan caddenin sonundaki platformda yapilan gosteriler naklen verildi

Bu festivalde en cok eglenenler cocuklar oldu. Daha onceki bir yazimda bahsettigim Design Center bu cadde uzerinde ve cocuk etkinligini yurutuyordu. Serra'yi da getirmem icin beni aramislardi biz de vakti gelince gittik. Galerinin onune yola bir yolluk misali kartonlar serilmis yanyana, uzerine fircalar ve boyalar konmus, cocuklarin iclerinden geleni yapmalari icin.





Kagit boyama isi bitince, Ishak Bey asfaltin uzerine renk renk boyalar doktu ve cocuklara canlari ne istiyorsa cizmelerini ve yolu bir hali gibi suslemelerini soyledi. Onlarca cocuk fircalari ellerine alip dilediklerini yaptilar.






Bu arada festivallerin en goz alici yani seyyar saticilar ve satilan yiyeceklerdir tabii ki. Burada da tirmis, tatli patates, patlamis misir, kagit helva, elmali seker, mesrubat saticilarinin hepsine ugramak Serra ve benim icin bir farz oldu.

Bunun adi "tirmis" denilen misira benzeyen bir yemis. Misirin tanelerinin cok irisini ve yassisini dusunun, oyle. Uzerine arzuya gore limon suyu, kimyon ve kirmizi biber serpilerek yeniliyor. Bizde de Antalya'da ayni isimle mevcutmus.

Bu da "batata" yani tatli patates. Firinlarda pisiriliyor ve alip oylece yiyorsunuz. Kabak tatlisi lezzetinde. Kendinden tatli, sekere gerek yok. Bununla ayrica kaymakli tatlilar yapiliyor.

Bu da bizim kagit helva. Burada "freska" diyorlar. Adina yakisir sekilde kagit inceliginde. Ayrica cevizli-balli sandvic halleri de mevcut, lokmalik boyutlarda.


Patlamis misir, buradaki adi "fishar"

Elma sekeri

Perşembe, Nisan 03, 2008

SIBUA TORENI


Kizima evde ozel Arapca dersi veren Ali ogretmenin gecen hafta ucuncu cocugu olarak bir oglu dunyaya geldi. Gecenlerde geldiginde, "ben carsamba gunu derse gelmeyecegim, siz bize gelin bebegi gorun" dedi. Ben de tamam dedim, dun hediyemi aldim ve aksam Serra okuldan geldikten sonra ogretmenin evine gimek uzere hazirlandik ve ciktik yola. Niyetimiz bir yarim saat oturup gelmek, aksam da Avrupa Yakasi'ni seyretmekti. Giderken aklima gelmesine ragmen yanima kamerayi almadim, cunki belki resim cekmemi istemezler diye dusundum. Bir keresinde Ali ogretmenin hanimini gormustum. Her tarafi kapkara kapali idi. Sadece gozlerini gormustum yani. Neyse bu yuzden resim olayina giremeyecegimi dusunmustum ve kamerasiz gittim fakat oyle bir problem olmadigini anladigimda uzuldum, neyse ki telefonum vardi yanimda, kamera olarak onu kullandim. Megerse bebek icin ozel bir parti varmis. Belki de adamcagiz bana soyledi ama ben yarim yamalak arapcam ile anlamadim ne dedigini diye dusundum. Eve bir iki komsu ve her iki taraftan da aile fertleri geldikten sonra toren basladi.

Bu ozel toren bebek bir haftalik olunca yapiliyormus. Adina da SIBUA diyorlar. Ben gittigimde bebek uyuyordu, dunya tatlisi bir bebek tum bebekler gibi. O kadar sese kalabaliga ragmen maasallah hic uyanmadi. Toren zilgitlar atilarak basladi. Kadinlar bir bagiriyorlar lilililili...

Cocuklarin eline mumlar yakilip verildi. Cocuklar bu mumlarla sarki seklinde bir dua ederek dolandilar ortalikta, kapinin onunde. Sarkili duanin manasi su imis: "Rabbimiz, bu kucuk bebek de buyusun de bizimle beraber oyunlar oynasin"

Sonra ortaya bir tepsi geldi. Tepsinin ici baklagiller, tuz, tutsu malzemeleri doluydu. Nedir bu dedim. Anladigima gore bereket ve nazara karsi bebegi korumak icinmis. Bir de tepsinin icine uc mum dikildi ve yakildi. Bu da bebege verilecek isim ile ilgiliymis (gerci bu bebegin ismi dogdugunda Yusuf olarak konmustu). Bebegin dayisi anlatti; uc muma verilen isimler Yusuf, Omer ve Muhammed. En son sonen mum hangi ismi tasiyorsa bebegin adi o olurmus. Ben "e bebegin adi Yusuf degil mi, ya baska isim cikarsa ne olacak?" dedim. "Sadece gelenek icin yapiyoruz adi Yusuf tabii ki" dedi. Once Omer ismi verilen mum sondu, daha sonra Muhammed ismi verilen mum sondu. Yusuf uzun sure yanmaya devam etti. Hepimiz "aaa demekki adi gercekten Yusuf olacakmis" diye konustuk. Ben de acaba mumda bir dalavere var mi diye baktim ama yoktu. Digerleri gibi bir mumdu. Sonra geride kalan atesin uzerine tutsuler dokuldugunde tepsiden dumanlar cikti. Nazar isi bitti boylece.


Derken ortaya bebek icin hazirlanmis ozel bir sepet geldi. Icini kuruyemis ve sekerleme ile doldurdular. Bu arada butun bu isleri yapan ve agzinda disleri olmayan, gozleri cin gibi olan anneanne yapiyordu. Bir de cok guzel sarki soyluyordu. Bu toren icin ozel sarkilardi sanirim. O basliyordu digerleri de ona karsilik veriyordu. Eller cirpilarak soylendi bir sure sarkilar, herkes pur nese, herkes mutlu. Sepetin icindeki sekerlemeler ve kuruyemisler de cocuklar tarafindan yeniliyor bir yandan.

Derken bebecik sepetin icine kondu ve curcuna basladi. Gurultu yapacak ne varsa geldi. Tencere kapaklari, havan, el cirpmalar, zilgitlar, ortalikta bir gurultu, bir ses, bir yandan da anneanne bebegi salliyor, hafif hafif hoplatiyor. Bebekte tik yok! Ben bebek simdi aglayacak diye bekliyorum. Tik yok. Korkacak bebek dedim Ali ogretmene. "Korkmaz" dedi. "Bundan sonra hic bir seyden korkmaz artik o" dedi. Bunun icin yapiliyormus bu gurultu de. Anneanne bebegi oyle sallarken herkes sepetin icine para atti hediye olarak. Sepet benim onumde sallanip duruyor baktim, anneanne de gulerek yuzume bakiyor. Ben anlamadim once cunki resim cekmekle mesgulum. Neyse anladim da elimi cebime attim. Adetleri bilmeyince oluyor boyle seyler tabii. Derken annesi bebegi sepetle birlikte aldi, kadinlardan birisi de yanan tutsuyu aldi ve evin disina ciktilar. Gurultucu kalabalik da peslerinden. Sarkilar, lililili ler, tencere kapaklari, havanlar, vs. Bebek evin etrafinda dolastirildi, tutsu dumanlari her tarafa yayildi ve toren bitti.


Bebegi korkusuz yapmak icin gurultu yapmakta kullanilan tencere kapaklarini bu kucuk cocuk kullandi. Sagda bebegin babasi Ali ogretmen, arkadaki yasli adam bebegin dedesi, Ali ogretmenin babasi, geleneksel kiyafeti ile. Bu gun icin Kahire disindan, Feyyum'dan gelmis.


Yusuf bebek abisi ve babaannesi ile birlikte toren baslamadan once.

Evde gordugum misafir perverligi de hic unutmayacagim. Beni ilk defa gormelerine ragmen, dillerini konusamama ragmen, bildigimi de unuttum zaten orada:), bana guzel agirlama iltifatlari yapildi "evimiz nurlandi gelisinle" diye. Anneanne bu sozu biraz ileri goturup "Misir nurlandi seninle" dedi. Bu sozler bana ozel degil aslinda. Bunu her misafire, herkese soylerler. Selamlasmalari ve birbirlerine guzel sozler soylemeleri en guzel sekilde suruyor hala. Misirlilar zaten neseli, espirili insanlardir, aksam baktim da orada bulunanlarin hepsinin yuzu "gercekten" guluyordu. Herkes mutluydu, ben de! Allah mutluluklarini daim etsin.

Cuma, Mart 28, 2008

AISH BELEDI'YE NE OLDU?


Gecen haftadan beri Misir'da basgosteren "ekmek" krizi icinde yasadigimiz toplumda nasil bir saltanat surdugumuzu daha iyi anlamama sebep oldu. Gerci her zaman burada yasamanin yabancilar icin ne kadar kolay ve rahat oldugunu, fiyatlarin Turkiye'ye nazaran ne kadar ucuz oldugunu soyleyip dururuz arkadaslarla. Meger bu ucuzlugun altinda Misir hukumetinin temel tuketim maddelerine (gaz, elektrik, benzin, ekmek, seker, mercimek, ilac gibi) yaptigi destek varmis. Bu destegi de Amerika'dan aldigi buyuk miktardaki yardimlarin bir kismi ile yapiyormus. Simdi bizler normalde "beledi" ekmek denen ekmegi tanesi 25 ersh'den aliyoruz, ama fakir halk bu fiyati 20 ekmek icin oduyormus. Krizin cikma sebepleri duyumlarima gore dogal olarak bugday fiyatlarindaki artisin yanisira karaborsacilik yapanlar. Yani hukumet halk ekmegi cikaran firinlara cok ucuza un veriyor, firinlar bu un ile ekmek yapmak yerine, sadece bir kismi ile ekmek yapip gerisini yuksek fiyata luks firinlara satiyorlarmis. Boylece cikan ekmek sayisinda bir dusus oldugundan piyasaya ekmek yetmiyor. O yuzden de insanlar ekmek alabilmek icin uzun saatler kuyrukta bekliyorlar. Tabii kuyrukta beklerken de izdiham, kavgalar, yaralanmalar ve olumler oluyor. Hukumet bu krizi asmak icin ordudan yardim istemis. Karaborsacilik yapanlarin firinlarina el konmus ve isletmesi orduya verilmis simdilik. Luks uretim yapan, marketler (dunyaca taninmis yabanci marketler de dahil) incelemeye alinmis.


Fiyatlardaki artisin bir sebebi de belki de en onemli sebebi Amerka'dan alinan yardimin neredeyse yari yariya kesilmesi. Tabii isin icinde Misir'in Amerika'nin Irak politikasini desteklememesi var. Amerika yardimlarini "biz size bu yardimi temel maddeleri subvanse edin diye degil imar ve kalkinma hamleleri icin veriyoruz" diye bir bahane ile azaltmis. Yani aslinda bu kriz ekonomik olmaktan cok politik bir kriz. Duyduklarima gore benim degerlendirmem boyle....




Perşembe, Şubat 21, 2008

ZEYNEP HANIF'IN DEFILESI

Turk Bayanlar olarak burada yaptigimiz etkinliklere bir yenisi daha eklendi gecenlerde. Sevgili arkadasimiz Zeynep Hanif bes yilligina geldigi Kahire'de oniki yildir yasamakta ve artik Kahire'li olmayi kabullenmis durumda. Bu sure zarfinda vaktini cok guzel degerlendirerek taki tasarimciligina baslamis. Yillar icinde edindigi tecrubelerle bu gunlere geldiginde de artik uluslararasi bir defile duzenleme olgunluguna erismis oldugunu ispatladi. Buyukelcimizin esi Sevgili Gulden Gokturk'un buyuk destegi ile gerceklesen bu defilede Turkce Konusan Hanimlar Grubu'ndan arkadaslar mankenlik yaptilar. Tamamen amator bir ruhla hicbir profesyonel yardim alinmadan duzenlenen defile tek kelime ile muhtesemdi. Gunler oncesinden yapilan taki ve elbise provalari sonunda herkes hangi elbise ile hangi takiyi sergileyecegine karar verdi. Gulden Hanim bazilarini kendisinin diktigi elbiselerini arkadaslarimizin kullanimina sunarken sayilari 70'e varan buyukelci eslerini ve Misir'li bes bakan esini ve Kahire'nin kariyer sahibi bayanlarini da bu defileyi izlemeleri icin evinde agirladi. Asagida misafirler hazirlanan masalarda yerlerini aldiklarinda yukaridaki hazirlanma odasinda buyuk bir telas, heyecan yasaniyordu. Mankenlik yapacak 7 arkadasimiza yardimci olmak uzere 3-4 arkadasimiz daha bu odada bulunuyordu. Ben de asagida basin mensubu arkadaslarin yaninda yerimi alarak bu guzel etkinligi fotograflama isini ustlendim ve kendimi bir basin mensubu gibi hissettim o ara. Sunu soylemeliyim ki tamamen gonullu olarak icimizden birine yardim ederken, bu vesile ile yabancilara Turk adini guzel bir etkinlikle duyuruyor olmak arkadaslarimizin bu isi cok buyuk bir basari ile tamamlamalarina yetti. Etkinlik konuklarin alkislari ve takdirleri ile taclandi. Kahire'deki anilarimiza bir yenisinin daha eklendigi o gun, hepimiz icin ilklerin yapildigi, nezih bir ortamda guzel heyecanlarin yasandigi bir gun oldu.

















Defilenin sonunda Zeynep, mankenlik yapan arkadaslarimiz ve defileyi duzenleyen Buyukelcimizin esi Gulden Gokturk ile birlikte misafirleri selamlarken

Zeynep TRT mikrofonuna konusurken

Defile sonrasi hep beraber yemek yedik.