
Bu ozel toren bebek bir haftalik olunca yapiliyormus. Adina da SIBUA diyorlar. Ben gittigimde bebek uyuyordu, dunya tatlisi bir bebek tum bebekler gibi. O kadar sese kalabaliga ragmen maasallah hic uyanmadi. Toren zilgitlar atilarak basladi. Kadinlar bir bagiriyorlar lilililili...
Cocuklarin eline mumlar yakilip verildi. Cocuklar bu mumlarla sarki seklinde bir dua ederek dolandilar ortalikta, kapinin onunde. Sarkili duanin manasi su imis: "Rabbimiz, bu kucuk bebek de buyusun de bizimle beraber oyunlar oynasin"
Sonra ortaya bir tepsi geldi. Tepsinin ici baklagiller, tuz, tutsu malzemeleri doluydu. Nedir bu dedim. Anladigima gore bereket ve nazara karsi bebegi korumak icinmis. Bir de tepsinin icine uc mum dikildi ve yakildi. Bu da bebege verilecek isim ile ilgiliymis (gerci bu bebegin ismi dogdugunda Yusuf olarak konmustu). Bebegin dayisi anlatti; uc muma verilen isimler Yusuf, Omer ve Muhammed. En son sonen mum hangi ismi tasiyorsa bebegin adi o olurmus. Ben "e bebegin adi Yusuf degil mi, ya baska isim cikarsa ne olacak?" dedim. "Sadece gelenek icin yapiyoruz adi Yusuf tabii ki" dedi. Once Omer ismi verilen mum sondu, daha sonra Muhammed ismi verilen mum sondu. Yusuf uzun sure yanmaya devam etti. Hepimiz "aaa demekki adi gercekten Yusuf olacakmis" diye konustuk. Ben de acaba mumda bir dalavere var mi diye baktim ama yoktu. Digerleri gibi bir mumdu. Sonra geride kalan atesin uzerine tutsuler dokuldugunde tepsiden dumanlar cikti. Nazar isi bitti boylece.
Derken ortaya bebek icin hazirlanmis ozel bir sepet geldi. Icini kuruyemis ve sekerleme ile doldurdular. Bu arada butun bu isleri yapan ve agzinda disleri olmayan, gozleri cin gibi olan anneanne yapiyordu. Bir de cok guzel sarki soyluyordu. Bu toren icin ozel sarkilardi sanirim. O basliyordu digerleri de ona karsilik veriyordu. Eller cirpilarak soylendi bir sure sarkilar, herkes pur nese, herkes mutlu. Sepetin icindeki sekerlemeler ve kuruyemisler de cocuklar tarafindan yeniliyor bir yandan.
Derken bebecik sepetin icine kondu ve curcuna basladi. Gurultu yapacak ne varsa geldi. Tencere kapaklari, havan, el cirpmalar, zilgitlar, ortalikta bir gurultu, bir ses, bir yandan da anneanne bebegi salliyor, hafif hafif hoplatiyor. Bebekte tik yok! Ben bebek simdi aglayacak diye bekliyorum. Tik yok. Korkacak bebek dedim Ali ogretmene. "Korkmaz" dedi. "Bundan sonra hic bir seyden korkmaz artik o" dedi. Bunun icin yapiliyormus bu gurultu de. Anneanne bebegi oyle sallarken herkes sepetin icine para atti hediye olarak. Sepet benim onumde sallanip duruyor baktim, anneanne de gulerek yuzume bakiyor. Ben anlamadim once cunki resim cekmekle mesgulum. Neyse anladim da elimi cebime attim. Adetleri bilmeyince oluyor boyle seyler tabii. Derken annesi bebegi sepetle birlikte aldi, kadinlardan birisi de yanan tutsuyu aldi ve evin disina ciktilar. Gurultucu kalabalik da peslerinden. Sarkilar, lililili ler, tencere kapaklari, havanlar, vs. Bebek evin etrafinda dolastirildi, tutsu dumanlari her tarafa yayildi ve toren bitti.
Bebegi korkusuz yapmak icin gurultu yapmakta kullanilan tencere kapaklarini bu kucuk cocuk kullandi. Sagda bebegin babasi Ali ogretmen, arkadaki yasli adam bebegin dedesi, Ali ogretmenin babasi, geleneksel kiyafeti ile. Bu gun icin Kahire disindan, Feyyum'dan gelmis.
Yusuf bebek abisi ve babaannesi ile birlikte toren baslamadan once. Evde gordugum misafir perverligi de hic unutmayacagim. Beni ilk defa gormelerine ragmen, dillerini konusamama ragmen, bildigimi de unuttum zaten orada:), bana guzel agirlama iltifatlari yapildi "evimiz nurlandi gelisinle" diye. Anneanne bu sozu biraz ileri goturup "Misir nurlandi seninle" dedi. Bu sozler bana ozel degil aslinda. Bunu her misafire, herkese soylerler. Selamlasmalari ve birbirlerine guzel sozler soylemeleri en guzel sekilde suruyor hala. Misirlilar zaten neseli, espirili insanlardir, aksam baktim da orada bulunanlarin hepsinin yuzu "gercekten" guluyordu. Herkes mutluydu, ben de! Allah mutluluklarini daim etsin.