Çarşamba, Şubat 18, 2009
DUYURUM VAR
Pazartesi, Şubat 09, 2009
NE YAZIK KI!!
Cumartesi, Ekim 04, 2008
SURPRIZ KONSER
Dun aksam kizimla birlikte evin yakinindaki bir alisveris merkezine gittik. Butun gun evde oturmaktan bunalmis olan kizim beni zorla disari cekti diyebilirim. Iyi ki de cekmis. Dolasirken bir muzik sesi duyduk ve o yone dogru gittik. Bir piyano saticisi piyanolarini sergiliyordu ve dikkati cekmek icin de bir piyanist ile bir kemanist getirmisti. Piyanoyu calan bey tecrubeliydi herhalde boyle konserler vermeye ama sanirim kemani calan kiz acemiydi bu konuda. Once utangac mahcup cikan kemanin sesi dinleyici toplulugunun artmasi ve alkislar sonucu keman calan genc kizin yuzunde tebessumlerle birlikte artti, cogaldi, costu. Bir guzel muzik ziyafeti cektiler bize bati muziginden ve Misir muziginden orneklerle ki sormayin. Bayagi keyiflendim dogrusu.
Çarşamba, Ekim 01, 2008
MUTLU BAYRAMLAR
Pazar, Eylül 28, 2008
OKUDUKLARIMDAN BIR DEMET
Birinci kitap:
Adi: Bendeki Kahire
Yazari: Hulya Alper
Yayin Evi: Kesit Yayinlari
2002-2003 yillari arasinda Kahire'de yasayan ve Kahire Universitesinde "misafir ogretim uyesi" olarak bulunan Hulya Alper'in yasadiklarini ve Kahire'ye bakisini zevkle okuyacaksiniz.
Adi: Sakkara'nin Kumlari
Yazari: Glenn Meade
Yayin Evi: Dogan Kitap
Sakkara'nin Kumlari 2. Dunya Savasi'nin tam ortasinda Misir'da gecen ilginc ve surukleyici bir oyku.
Ucuncu Kitap:
Adi: Khul Khaal
Yazari: Nayra Atiya
Yayin Evi: The American University in Cairo Press
Yazarin 70 li yillarda oplumun degisik kesimlerinden bes kadin ile yaptigi roportajlardan olusmus. Burada Kadinin toplumdaki yerinden, evlilik ve kadinin sunnet edilmesine ait detaylari okuyabilirsiniz. Oldukca surukleyici bir kitap.
Dorduncu kitap:
Adi: Yakupyan Apartmani
Yazari: Ala El Aswani
Yayin Evi: Merkez Kitaplar
Ayni zamanda bir avukat olan ve adi gecen binada bir ofisi bulunan yazar kitabinda meshur "Yakupyan" adli apartmanin sakinlerini tarihsel degisim sureci icinde anlatiyor. ( Kitap bir arkadasimda oldugundan resimleyemedim)
Salı, Eylül 16, 2008
AGLAYAN GUL
Fotograftaki arkadasim Kahire'de tanidigim, iyi ki de tanimisim dedigim arkadaslarimdan biri olan Gul. Digeri de Meltem. Ikisi de ayni anda biraktilar beni. Uc yil beraber bir cok seyi paylastiktan, bir kiz kardes yakinligi yasadiktan sonra ne yazik ki Kahire'de kalma surelerini dolduran tum digerleri gibi onlar da gittiler. Gittikleri yerde onlara hayirli yasamlar diliyorum.Sizleri hic unutmayacagim, sohbetlerimiz, oyunlarimiz, e-sarkilarimiz:)). Icten, yalansiz, dolansiz, cikarsiz, durust, temiz bir arkadaslik yasadim sizlerle. Aslinda bu yazdiklarima gecen yil buradan ayrilan Lale ve Yesim de dahil. Sizleri iyi ki tanimisim. Cok sansliyim. Simdi hepimiz ayri ayri memleketlerde olsak da arkadasliklarimiz eminim devam edecek. Kalpler bir olsun, artik mesafelerin bir onemi kalmadi.
Gul'un gitmeden onceki veda yemeginde cektigim son resim hungur hungur aglarken oldu ama neyse. Hepinize de her zaman gulmek nasib olsun sevgili arkadaslarim. Sizleri seviyorum.
Cumartesi, Temmuz 26, 2008
GECTI ARTIK
Ayakta durmamin zor oldugu gunlerde vaktimin cogunu (hatta hepsini) ayagimi uzatarak otururken gozlerim hep sol ayagimin ustundeydi. Bakarken bakarken aklima Orhan Veli'nin yazdigi asagidaki siiri geldi.
SOL ELİM
Sarhoş oldum da
Seni hatırladım yine;
Sol elim,
Acemi elim,
Zavallı elim!
ORHAN VELİ KANIK
Benim de aklima sol ayagim yandigi icin geldi:)) Bakip bakip ona soyle dedim:
Hadi artik cabucak iyiles
Bak ikizin seni bekliyor
Iyiles de onu gezmelere gotur
Sen olmayinca o yurumek istemiyor....
gibi sozlerle ayagimla konusup durdum. Orhan Veli'ye atifta bulunarak "sol ayagim, zavalli ayagim" diye sevdim onu:))
Cumartesi, Haziran 07, 2008
KAZA MI? KADER MI?
Uc haftada elim iyilesti ama ayagim hala bana aci veriyor. Su anda bayagi toparlandi ama sanirim bir iki haftasi daha var. Sol ayagimin uzerine basamadigim icin ziplaya ziplaya baston yardimi ile yuruyorum. Asagiya sarkittigim zaman da cok aci veriyor o yuzden hep uzun oturma vaziyetindeyim:)
Iste bu yuzden yazilarima bir sure ara vermek zorunda kaldim. Halbuku niyetim bir hiz almisken oylece devam etmekti ama kismet iste. Ilk defa bugun oturabildim bilgisayarin basina. Ama bu arada bayagi bir kitap da okudum yattigim yerden.
Iste boyle, buyuk bir kazayi cok ucuz atlatmanin mutlulugunu da yasiyorum bu arada. Bir yandan aci ile sizlanirken bir yandan da sukurler ediyorum Allah'a.
Ayagimin rsimlerini de cekiyorum asama asama. Ama burada yayinlamayacagim o resimleri. Korkunc, ki bu yaniklar birinci derecedenmis sadece. Daha ilerisini dusunemiyorum bile. Benim basima bu olay gelmeden bir kac gun once kucuk bir kiz cocugu yanmisti Istanbul'da da onu hastaneler kabul etmemisti. Sabaha kadar hastane hastane dolasmisti yavrucak. Hep aklima o geldi. Kucucuk bedeniyle bu acilara nasil katlandi diye. Onun icin goz yasi doktum ve dua ettim. Allah kimsenin basina boyle acilar vermesin.
Cuma, Mayıs 16, 2008
BEYRUT, BEYRUT...
Cumartesi, Mayıs 03, 2008
KUCUK MUTLULUKLARIM
Sonra bir haftalik bir Aswan gezisi yaptim. Harika bir geziydi benim icin. Ruhum dinlendi. Kus gibi hafif dondum Kahire'ye.
Bir de arkadasim Meltem Atabek iki gun once Kahire'de ikinci seramik sergisini acti.
Butun bunlarla ilgili detayli ve resimli yazilarimi en kisa zamanda yayinlayacagim. Soyle bir kendimi toparlamam gerekiyor once.
Çarşamba, Nisan 16, 2008
PAPATYA BENI MIMLEMIS
Ya cocuga aile icinde uygulanan siddet. Kendi dogurdugu cocuga olmadik dayaklar atan, hakaretler eden analar, babalar. Babanin anaya karsi, ananin babaya karsi doldurdugu, kendi durumlarini kurtarmak icin cocuklarini birbirlerine karsi kullanan anneler babalar? Nerede bunlarin vicdanlari, sevgileri, merhametleri? Yok, cunki onlar sadece kendi durumlarini dusunuyorlar.
Cocuklara uygulanan vahsetlerin en vahseti cinsel tacizlere hepimizin yuregi burkulur. Cocugun kendi aile bireylerince bile ugradigi bu zulme ne zaman dur diyebilecegiz? Buna gucumuz yetecek mi?. Sesini duyurabilenlere yardim edilebiliyor belki ama is isten gecmis oluyor. Ya sesini duyuramayanlar? Bu insanlarda sevgi, merhamet, vicdan olmadikca bu boyle surup gidecek.
En son ornegini televizyonlarda izledik; Yemen'de babasi tarafindan sekiz yasinda iken evlendirilen! ve her turlu cirkinligi yasayan kizin dramini. Baba kizini para karsiligi otuz yasindaki adama satmis, adina da "evlilik" demisler, adam da "koca" sifati altinda cocuga her turlu zulmu yapmis. Simdi bazi okuyanlar; "iste islamiyet"...falan filan diyecekler ama onlara katilmadigimi burada hemen belirteyim. Romanya'da da cocuklarin nasil geceleri pazarlandigini anlatan yabanci bir belgesel izlemistim. Asya'daki bazi Budist ulkeler cocuk istismarinin aleni yapildigi ulkeler. Yani bu is din, milliyet, cinsiyet isi degil. Demek istedigim bu is vicdan meselesi. Toplumlarin vicdanlari agir bastiginda iclerindeki kotuluklerle bas edebilirler.
Bu konuda sayfalar dolusu yazilabilir. Ben daha fazla yazmak istemiyorum. Benim soyleyecegim tek bir sey var. Ben buna inaniyorum:
Cocuklar bize Yaratan tarafindan EMANET edilmis varliklardir. Biz insanlara dusen, emanete HIYANET etmemektir....
Ben de Asli'yi ve Berceste'yi mimliyorum.
Çarşamba, Aralık 19, 2007
TURKIYE-MISIR DIYALOGLARI UZERINE
18 Aralık 2007 Salı
Son yıllarda Türkiye"nin bütün dünyada yükselen bir algısı ve hayranlıkla izlenen bir demokratik ve ekonomik gelişimi var.
Batılılar için yeni pazar, yükselen ekonomi ve para anlamlarına gelen Türkiye, Müslüman dünya ve bilhassa Ortadoğu ülkeleri için daha hissi ve sembolik anlamlar ifade ediyor.
Kısaca İslam dünyasını temsil, demokratik bir ülke olma yolunda alınan mesafe, medeniyetler çatışması tezine antitez üretebilme potansiyeli ve AB üyelik süreci ile tanımlanabilecek anlamlar bunlar.
Biz ülke, insanımız, yöneticilerimiz ve elitlerimiz olarak bunun farkında olalım ya da olmayalım, kabul edelim ya da etmeyelim tarih ve coğrafya ile birlikte medeniyet anlayışımızın bize yüklediği çok önemli bir sorumluluk var.
Bu sorumluluk Abant Platformunun Mısır entelektüelleri ile birlikte 15-16 Aralık tarihinde İstanbul Cevahir Otel"de yapılan “AB Üyeliği Sürecinde Medeniyetler Köprüsü Türkiye” konulu toplantıda çok açık ve net ortaya çıktı.
Ortaya çıkan en önemli hususlar kanaatimce şu idi. Bizimde kısmen içinde olduğumuz cehalet, geri kalmışlık, fakirlik ve bölünmüşlük kısır döngüsü içinde, insan ve tabii kaynak noktasında eksiği bulunmamasına rağmen beklenen sıçramayı yapıp kendileri olmayı başaramayan Müslüman dünya, daha fazla bir araya gelmeli ve iğneyi kendine batırıp özeleştiri yapmalı.
Kendi içinden muharrik gücü olmayan hiçbir toplumsal değişimin dışardan bir ülkeye ithal edilemeyeceğini, sorunlarımızı ancak kendimizin el atması ile çözebileceğimizi ve İslam dünyası olarak suçlu aramaktan vazgeçip muhtaç olduğumuz kudretin inanç ve medeniyet dünyamızda saklı olduğunu tekrar anlamış olduk.
Ülkemizin içtimai değişim ve gelişiminin bir sonucu olarak ortaya konan başarı hikâyesinin birçok alanda model olma özelliğini keşfettik.
Daha düne kadar tarihi ve başka birçok sebepten ötürü, tamamen zıt bir Türkiye algısı içinde olan Mısırlı entelektüellerin, bizi ziyadesi ile şaşırtan, içerden birinin ancak bilebileceği kadar pozitif derin bilgi ve değerlendirmeleri bizi bir hayli şaşırttı.
Şunu çok rahatlıkla diyebilirim ki, ülkem adına sevindirici bir gelişme olmakla beraber umarım zamanla bizde de Mısır üzerine bu kadar derin çalışmalar ortaya konmaya başlanır.
Son zamanlara kadar devamlı resmiyetin katı ve soğuk ikliminde cereyan eden ikili ilişkiler yerine, başta Mısır olmak üzere aynı coğrafya ve ortak bir çok şeyi paylaştığımız ülkelerle farklı, sıcak, resmiyetten alabildiğine uzak, samimi, beklentisiz, maskesiz bir araya gelişler tesis etmek herhalde en tesirli yol.
Abant Platformu olarak ilkini 2007 Şubat ayında gerçekleştirdiğimiz “Türkiye-Mısır Söyleşileri” üst başlıklı toplantılar serisinde şunu gördük: Osmanlı ile başlayan batılılaşma serüveni bizi bir türlü batılı yapamadığı gibi uzun asırlar birlikte yaşadığımız, toplumsal kodlarımız aynı olan dünyalardan da uzak hale getirdi. Bu uzaklaşma bizi “iki cami arasında binamaz” bir kimliğe soktu.
Bu uzaklaşma sadece bizim kendimizi uzak tutmamız şeklinde kalsa iyi idi. Ama bizdeki bu uzaklaşma ortaya koyduğu hayal kırıklıkları ile var olma adına ümidini bize bağlamış bir dünyada adeta, çarpan etkisi ile iki kat tesir icra etti.
Bizdeki bu uzaklaşma ile son zamanlara kadar rahmetli Cemil Meriç"in ifadesi çerçevesinde ne Doğulu ne Batılı olabildik. Giydiğimiz ya da giydirilen urba, bazen bol geldi eteğine basıp düştük, bazen de çok küçük geldi yer yer maskara olduk.
Bize çizilen rolün dışına çıkıp kabuğumuzu çatlatma noktasında toplumsal iradesi güçlü bir ülkeyiz artık. Bunun hem biz, hem dostlarımız hem de hasımlarımız farkında. Geldiğimiz noktada, bizim için aslında ne Doğulu ne Batılı olma zarureti yok. Fazlası ile iddialı olabilir ama bizim için dünyalı olmak ve insanlığın geleceği ile ilgili karar vericiler arasında bir medeniyetin temsilcisi olarak yerimizi almak tek çıkar yol.
Büyük olmanın yolu büyük düşünmekten geçer."
Salı, Aralık 18, 2007
HAYIRLI BAYRAMLAR
Cumartesi, Ekim 13, 2007
Perşembe, Eylül 20, 2007
SOBELENMISIM
Sevdigim uc sey! Bir suru sey var da sunlari siralayabilirim;
1) Sevmeyi severim
2) Sohbeti tatli insanlarla sohbet etmeyi severim
3) Kedileri severim
Ben de Papatya'yi, Akcahan'i ve Asli'yi davet ediyorum eger kabul ederlerse.
Pazar, Eylül 16, 2007
"SECDE ETMEK KANSERDEN KORUYOR"

Secde Etmek Kanserden Koruyor.
31 Agustos 2007 Cuma15:19
Mısır'ın baskenti Kahire'de bulunan Ulusal Isın Teknolojisi Merkezi'nde yapılan bir bilimsel arastırma, Allah'a secde etmenin insanı kanserden korudugunu ortaya çıkardı.Arastırmayla ayrıca secdenin hamile kadınlar için de oldukça yararlı oldugunu ve ceninin sekil bozukluguna ugramasını engelledigini, bunun yanında yine birçok bedensel ve psikolojik hastalıklara iyi geldigi tespit edildi. Isın Teknolojisi Merkezi Bölümü Baskanı Biyoloji profesörü Muhammed Ziyaeddin Hamid, bu çagda insanların her yönden elektromanyetik dalgalara maruz kaldıgını ve bu nedenle daha fazla ısın aldıgını belirterek, vücutta biriken bu yükün mutlaka dısarı atılması gerektigini bildirdi. Arastırma sonucu vücutta biriken elektromanyetik yükün Allah'a secde ile dısarı bosaltıldıgının belirlendigini dile getiren Mısırlı bilim adamı, bilimsel arastırmaların insan boyunun küçüldükçe elektromanyetik dalgalara ugrama oranının daha da azaldıgını gösterdigini söyledi.
Yedi Azanın Yerle Teması Enerjiyi Bosaltıyor
İnsanın secde halindeyken elektromanyetik dalgalara daha az maruz kaldıgını ve alnın yere degmesiyle vücuttaki elektromanyetik yükün dısarıya bosaltıldıgını tespit ettigini kaydeden Profesör Ziyaeddin, secde halinde olan bir insanın yedi organının yerle temas etmesinin bosaltımı hızlandırdıgını ve bunun yorgunluk ve bazı hastalıklara iyi geldigini ifade etti.
Arastırmaların elektrik yükünün vücuttan saglıklı bir sekilde atılması için secde anında kıbleye dönmek gerektigini gösterdigini bildiren Profesör Ziyaeddin, Kâbe'nin yeryüzünün merkezi oldugunu ve yeryüzünün merkezine yönelmenin vücuttaki elektrik yükünü dısarı atmak için en uygun pozisyon oldugunu söyledi.
Bes vakit farz namazın vücuttaki elektrik yükünün dısarı atılması için yeterli oldugunu belirten Mısırlı bilim adamı, uyku esnasında vücutta olusan unsurların sabah namazıyla dısarı atıldıgını ve insanın güne saglıklı ve canlı bir sekilde basladıgını kaydetti.
Ogle, ikindi ve aksam namazlarının günün yorgunlugunu ve stresini azalttıgını ve insana psikolojik bir rahatlama sagladıgını söyleyen Profesör Ziyaeddin, yatsı namazıyla gün boyu vücutta olusan yükün geri kalanının dısarı atıldıgını ve insanın rahat bir sekilde uykuya dalmasının saglandıgını belirtti.

( Yukaridaki haberi postama gelen bir haberden aynen aktardim.)
